Getting the transcript
Reading the captions from YouTube. A video nobody has opened here before takes 10 to 30 seconds; this page fills in on its own.
Getting the transcript
Reading the captions from YouTube. A video nobody has opened here before takes 10 to 30 seconds; this page fills in on its own.

Gerçeği Bul · @gercegibul
Where viewers went back to watch this video again, from YouTube's public Most replayed graph, lined up with what was said at that moment.
Most replayed moment #1
27:034.4x the video's typical replay level
dışı ayetlerle devam edelim. Şimdi birazdan okuyacağım ayette cinler topluluğu hakkında bazı detaylar verilecek. Olaya dikkatinizi verin. Biz göğe gerçekten dokunduk da onu titiz ve güçlü bekçilerle ve kayıp giden ışınlar alevlerle doldurulmuş bulduk. Burada cin
Said at 26:57
Most replayed moment #2
6:594.4x the video's typical replay level
Her ne kadar Ebu Bekir, Ömer, Hafsa ve Osman içlerinden birini esas Kur'an olarak ele almış olsalar da diğer versiyonlar da halk arasında yayılır ve tartışmalar, kutuplaşmalar doğmasına sebep olur. Durumun ciddiyetini anlayan Osman diğer musafları toplatır ve yakar.
Said at 6:55
Most replayed moment #3
6:073.4x the video's typical replay level
koymuş ilk kişi. Kendisi Halife Osman'ın amcaoğlu ve babası Hakem de Muhammed peygamberin en büyük düşmanlarından birisi. Mekke'nin fethinden sonra ölmemek için Müslüman oldum diyen Hakem ailesi her daim Muhammed peygambere kim beslemeye devam etmişlerdir. Osman'ın amcası Hakem defalarca onun evini gözetlerken
Said at 5:59
The graph counts replays. It does not show where viewers stopped watching.
Words
6,044
Runtime
43:37
Speaking pace
139wpm
Reading time
25min
139 words per minute, below the 160 25th percentile of 349 measured videos. That distribution comes from the 349-video hook study.
Opening (first 30 seconds)
Hayatınız boyunca Kur'an'ı hiç baştan sona okudunuz mu? Bu soruyu sokakta sorsak memleketin %90'a eminim. Tabii ki okudum filan der. Halbuki çoğunuzun okumadığınızı biliyorum. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Kur'an'ı anlayarak okuma oranlarına dair bir araştırma yapmış. Bu şu anlama geliyor. Kur'an'ı baştan sona mealleri ve tefsiri ile araştırarak Türkçe bir şekilde okuyup anlama oranı. Peki sonuç ne mi çıkmış? Sadece %4.9. Koca ülkede Müslümanım diye dolaşan milyonlarca insan var. Ama
70 words, the words spoken in the first 30 seconds at 139 words per minute.
Free, no signup. See how the first 30 seconds hold attention, with rewrites.
Sentence shape
| Measure | This transcript |
|---|---|
| Sentences | 612 |
| Average words per sentence | 9.9 |
| Longest sentence | 51 words |
| Questions asked | 41 |
| Sentences containing a number | 36 |
Most used terms
Filler phrases
2 in total: um 2.
A literal whole-word count of the same phrase list the Prepublish browser extension uses, so a phrase inside another word is not counted and a phrase used in its ordinary sense still is. It is a count and not a judgement.
What this transcript is
Every word below is the caption track YouTube publishes for this video, pulled from the video itself and reproduced unchanged. It is not Prepublish's writing, not a summary, and not a re-transcription: it is the video's own published captions. Turkish captions, published by the channel, in the video’s original language. Source: the video on YouTube. A channel that would rather this page did not exist can ask for its removal through the contact page, and it is removed.
Hayatınız boyunca Kur'an'ı hiç baştan sona okudunuz mu? Bu soruyu sokakta sorsak memleketin %90'a eminim. Tabii ki okudum filan der. Halbuki çoğunuzun okumadığınızı biliyorum. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Kur'an'ı anlayarak okuma oranlarına dair bir araştırma yapmış. Bu şu anlama geliyor. Kur'an'ı baştan sona mealleri ve tefsiri ile araştırarak Türkçe bir şekilde okuyup anlama oranı. Peki sonuç ne mi çıkmış? Sadece %4.9.
Koca ülkede Müslümanım diye dolaşan milyonlarca insan var. Ama Türkçe Kur'an'ı baştan sona anlayarak okuma oranı %4.9 Bir düşünün Türkiye İslam'ın ana inanç kabul edildiği ülkeler arasında en yüksek okuma yazma oranına sahip ülkelerden birisi. Buna rağmen Kur'an okuma oranı bu kadar düşük. Dünya genelinde Müslüman ülkelerin okuma-yazma oranı sadece %40. %97 okuma-yazma oranı olan Türkiye'de Kur'an'ı anlama oranı %4.9 ise, Dünya genelinde okuma-yazma oranı %40 olan Müslüman ülkelerde bu oran kaçtır?
Buyurun size basit bir matematik sorusu. Peki insanlar neden Kur'an'ı okumaktan bu kadar uzaklar? Neden dünyadaki yüz milyonlarca Müslüman bizzat Allah'ın kelamı olduğuna inandıkları kitap araştırmıyorlar? Neyden bahsettiğimi videonun sonunda anlayacaksınız. E madem konumuz Kur'an-ı Kerim, öyleyse Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Güzel bir laf vardır. Kur'an onu okumadan inananların savunduğu ve onu okumadan reddedenlerin yalanladığı bir kitaptır diye.
Ne kadar doğru bir sözmüş. Nihayetinde ortak nokta neredeyse kimsenin kitabı düzgünce okumaması. Açıkçası bu benim için bile geçerli bir kavram. Bu videoyu hazırlamadan önce aslında lisede ve üniversitede Kur'an'ı iki sefer okumuştum. Ama şimdi sizi hazırlarken ya okuyuşumla kıyaslanınca gerçekten benim de daha önce okuduklarım faydasızmış. Aşağı yukarı 3 aydır Kur'an'ı son derece detaylı şekilde okudum ve birazdan sunacağım gerçekleri net bir şekilde anlamak için kendimce bir metodoloji kullandım.
Size de anlatayım araştırma yapanlara fikir versin. iPad, iPhone gibi iOS sistemleri kullanıyorsanız Hasenat diye bir program var ve son derece kapsamlı bir program. Kur'an'ı tek bir mealden okumak çeviri hataları verebileceği için ben program üzerinden altı meal seçtim ve her ayette o altı meal alt alta karşınıza çıkıyor. Böylece hata payını düşürüyorsunuz. Programın içinde detaylı tefsir de var. O sayede de anlamadığınız bir ayet olursa, ki çok fazla olacak, hemen tefsiri açıp arkasında yatan tarihi bilgiyi öğrenebiliyorsunuz.
Daha çelişkili durumlarda da internet araştırması yaparak kendimi bilgilendirdim. İşte tüm bu sebeplerden Kur'an ve İslam videolarının araştırması cidden çok uzun sürdü. Şimdi videoyu hazırlarken kurgusunu diğer videolarım gibi hikayesel bir şekilde hazırlamadım. Bu salt bir araştırma videosu oldu. O sebepten her şeyi madde maddeyle alarak gideceğiz ki en güzel şekilde anlaşılsın. Hatta ben kendi kişisel yorum bile mümkün mertebe videoya katmayacağım.
Sadece en sonunda fikirlerimi söyleyeceğim ki insanlara yanıltmayayım. Ve herkes kendince bazı şeyleri anlasın ve yanlış bildikleri şeyleri düzelsin. Öyleyse hazırsak başlıyoruz. Öncelikle konuya Kur'an'ın nasıl bir kitap haline getirildiğini anlatarak başlatmak istiyorum. Çünkü akabinde dinlediklerinizden önce bunu bilmeniz çok önemli. Cidden ilginç bir şekilde pek çok Müslüman Kur'an'ın Kadir Gecesi bir kitap halinde fiziksel olarak indiğini düşünür.
Kur'an kitabın kendi ifadesiyle Kadir Gecesi olarak belirtilen bir günde Cebrail aracılığı ile Muhammed peygambere aktarılmaya başlanır. Ve bu süreç 23 yıl boyunca devam eder. Fakat burada çok ama çok ciddi bir problem var. 23 sene boyunca kimse bu aktarılanları doğru düzgün bir yere yazma, not alma ya da arşivleme gibi girişimlerde bulunmaz. Burada da Arapların medeniyete olan uzaklıkları tabii ki devreye giriyor. Kitap, parşömen gibi nesneler o zamanlar için büyük lüks ve genelde cahiliye dönemi Araplarında da bu tarz konuların çok önemli olmadığını görürüz.
Bir diğer faktör de genelde Muhammed peygamberi takip eden toplulukların daha ziyade köle, işçi gibi daha alt katman, okuma, yazmaya uzak insanlar olduğunu görürüz. Bu normal sonuçta toplumsal bir devrim söz konusu. Yeni düzeni her daim ezilenler destekler. Ama kitle büyüdüğünde de özellikle Medine döneminde bile kimsenin aklına ya şunları bir düzgünce, nizami şekilde not alayım demek gelmedi herhalde. Rivayetlerde duyduğunuz gibi yaprağa yazmışlar, deriye yazmışlar, kimisi kemiklere yazmış, bakın 1-2 seneden bahsetsek neyse. 23 yıllık bir iniş sürecinden bahsediyorum.
Ki bu 23 senenin sonunda da anında kitap olmamış. Kur'an'ın ilk derleme çalışması Halife Ebu Bekir zamanında yapılmıştır ve peygamberin ölümünden 10 sene sonra olmuştur bu olay. Şimdi baştan sona 33. seneye girdik ve elimizde ezberler ve bazı kemiğe, dereye yazılmış ayetler dışında bir kaynak yok. Kur'an'ın kitap haline getirilmesi tavsiyesinin de Halife Ömer'in Ebu Bekir'e temmihlediği söylenir. Bunun da sebebi hem savaşlardan ötürü hem de geçen uzun senelerden ötürü Kur'an'ı ezberlemiş hafızların ölmeye başlaması sonucu Kur'an'ın unutulmaya yüz tutması tehditidir.
Bakın arkadaşlar bunlar çok önemli bilgiler. İnsanlar daha dün ne yediklerini hatırlamazlar. Ben 37 yaşındayım. Bu bana 33 sene önce çocukken neyle oynadığımı sormak gibi bir şey. Bana geçen seneyi sorsanız bile zar zor hatırlarım. Koca kitabı 33 sene kim bütün detayları ile nasıl hatırlasın. Veli Elki hatırladı diyelim. Adamlar ölüp gitmişler. Halifeler bile Kur'an'ın unutulacağını düşünüp panikle işe koyulmuşlar. Yani bunca zaman içinde çok fazla sorun çıkmış olabilir.
Nitekim çıktı da. Halife Ebu Bekir de Zeyd bin Sabit'e bu görevi verir ve Zeyd bin Sabit, Ömer'in de desteğini alarak Kur'an ayetlerini toplamaya başlar. Şimdi toplamak derken ne demek istiyorsun diyenler olabilir. Gerçekten bildiğiniz anlamda sağdan soldan notlar toplanmaya başlanmış. Kriter de şu. Sizde bir ayet notu var diyelim. İki kişi bu notun doğruluğuna şahitlik ederse onu Kur'an'a eklemişler. Hem kalan hafızların istişareleri ile hem de halktan toplanan notlar ile ilk derleme çalışması yapılmış.
Bu nüshalardan en kabul gören Ebu Bekir'den sonra Ömer'e, ondan sonra Ömer'in kızı Hafsa'ya geçmiş diye anlatılır. Halife Osman dönemine geldiğimizde ise korkunç bir olay yaşanır. Aranızda Mervan bin Hakem adını duymuş olan var mı? Olmaması çok doğal. Çünkü bu adam İslam'ın temeline dinamit koymuş ilk kişi. Kendisi Halife Osman'ın amcaoğlu ve babası Hakem de Muhammed peygamberin en büyük düşmanlarından birisi. Mekke'nin fethinden sonra ölmemek için Müslüman oldum diyen Hakem ailesi her daim Muhammed peygambere kim beslemeye devam etmişlerdir.
Osman'ın amcası Hakem defalarca onun evini gözetlerken yakalanmış, Müslümanlar arasında fitne çıkarmış ve hatta peygamberi tiye almış bir kişi. Nitekim Muhammed peygamber tüm bu olaylar sonrası onu ve ailesini lanet ederek Tayif kentine sürgün etmiştir. Fakat gelin görün ki Osman Halife olduğunda yaptığı ilk işlerden birisi bizzat peygamberinin lanet okuduğu amcasını ve ailesini tekrardan yanına almak oldu. Hatta bununla da kalmadığı amcasının oğlu Mervan'ı daha 20'li yaşlarında devlet katibi yaptı.
Mervan'ı aklınızda tutun birazdan ona döneceğiz. Halife Osman zamanında ortaya bir problem çıkmaya başlar. Farklı kuranlar sorunu. Hatırlayın Ebu Bekir zamanında birkaç farklı okunuşta Kur'an değerlendi demiştim. Her ne kadar Ebu Bekir, Ömer, Hafsa ve Osman içlerinden birini esas Kur'an olarak ele almış olsalar da diğer versiyonlar da halk arasında yayılır ve tartışmalar, kutuplaşmalar doğmasına sebep olur. Durumun ciddiyetini anlayan Osman diğer musafları toplatır ve yakar.
Tek bir musafla devam edilmesi için de onu kitap haline getirip Müslüman şehirlerine göndermeye başlar. Bu esnada devlet işleriyle ilgilenen amcaoğlu Mervan hakkında şikayetler artmaktadır. Çünkü sürekli adam kayırma, yanlış kararlar aldığı hakkında laflar dolanmaktadır. Hatta ve hatta bizzat Halife Osman'ın ağzından ondan habersiz Mısır valisine hakaretler dolu bir mektup yazmıştır ki bu olaylar zinciri sonucunda Halife Osman öldürülmüştür.
Peki Mervan'ın hikayesi bitti mi? Tabii ki hayır. Kur'an'ın hikayesini anlamak için Mervan'ın hikayesini iyi bilmeniz lazım. Gölgeler arasındaki en kritik adam o. Mervan Hazreti Osman'dan sonra halife olarak seçilen Ali'ye biat etmez. Kendi soyu olan Ümeyye ailesinin halifeliği almasını ister ve bu uğurda peygamberin eşlerinden biri olan Ayşe ile birlikte hareket ederek bir ordu toplar ve halife Ali'nin güçleriyle savaşa girerler.
Tarihe Cemel vakası olarak geçen hadise yaşanır ve aslına bakarsanız Muhammed peygamberin mirası o gün orada son bulur. Çünkü yasak olmasına rağmen Müslüman Müslüman'ı öldürmüştür. Hem de taraflar neredeyse aile sayılan kişiler olmasına rağmen. Takip eden birkaç senede Halife Ali öldürülür, tarih sahnesine muaviye çıkar ve Ali'nin oğlu Hasan'dan güç kullanarak halifeliği alır. Akabinde Emevi devleti kurularak peygamber soyunun kökünü kurutur ve İslam'ı kendi işine gelecek şekilde tekrar kurar. İşin o kısmının detaylarına İslam videosunda gireceğimiz için şimdi yüzeysel geçiyorum sadece.
Burada yine Mervan devreye giriyor. Çünkü Ali ile savaştan sonra kaybeden Mervan ona biat eder ve bir süre bu karmaşık konularda etliye sütlüye karışmaz. Fakat Muaviye güç kazanınca hemen ona yamanır ve kendisi Medine valisi olarak atanır. Tabi bu arkadaşın pisliklerini biliyoruz ama son darbesini şimdi yapmak üzere. Mervan Halife Osman'a Ebu Bekir, Ömer ve Hafsa'dan kalan Kur'an Musafını alır ve yakar. İslam sayfalarında ise bunun sebebini şöyle anlatırlar.
Osman'ın zamanındaki yazı gelişmemiş olduğu için Mevran onu yakıp gelişmiş yazı ile yazmıştır derler. Burada gelişmiş gelişmemiş yazı ne diyenler için ilk derlenen Kur'an'da Arapça noktalama işaretleri bulunmazmış. Bunu Türkçe gibi düşünmeyin onlarda noktalamaların harekelerinin olmaması konunun bütün anlamını değiştiren bir detaydır. İşte Mevram bu noktalama olayının olmamasından dolayı dört bir yanda uydurma Kur'anların türediğini söyleyerek saklanan ilk kitabı yakar.
Yeni Kur'an tekrar yazılır. İşte günümüzde bildiğimiz kadarıyla kullanılan Kur'an budur. Şimdi Mısır'da Abbasilerin Kur'an'ı da bulundu diye haberler çıkmaya başladı. Onu daha incelemedim. Ama Emevilerden farklı olduğu söyleniyor. Yeterli kaynak bulursam İslam videoma bu konuyu ekleyeceğim. Şaşırdınız değil mi? Halbuki kime sorsak Kur'an'ı Allah'ın koruyacağının kanıtı var filan derler. Ama gördüğünüz gibi kitabı yakmayan ilk versiyonlarını yok etmeyen kalmamış neredeyse.
En sonunda da onu bize servis edenler emeviler ki bu adamlar peygamber soyunun katilleri ve kabede kan akıtan mancılıklarla onu parçalayan adamlar. İşte bu ön bilgiden sonra şimdi sıra geldi kitabın derinliklerine inmeye. İnsanlar okumadıkları için Kur'an'daki tüm ayetlerin son derece özgün, birbirinden tamamen farklı ve her satırında yepyeni bilgiler olan bir kitap olduğunu zannederler. Halbuki durum öyle değildir. Kur'an sürekli olarak kendini tekrar eden ayetlerden oluşmuş bir kitaptır ve büyük ölçüde de aynı hikayeler tekrar tekrar anlatılmıştır.
Deminki tarihi kanıtlardan sonra orijinal Kur'an'da mı öyleydi derseniz onu bilemem. Biz şu an elimizdekini analiz etmek durumundayız. Kur'an'ın tekrarlarına basit bir örnek vermem gerekirse Bakara suresinde Kur'an bize Musa peygamberin hikayesini anlatır. Onun Firavun'la olan mücadelesini, İsrailoğullarının Mısır'dan çıkışını, akabinde Musa Sina dağındayken tekrar bu ayet atmalarını filan. Peki sizce Musa peygamberden Kur'an'da doğrudan ve dolaylı olarak kaç ayette bahsediliyor olabilir?
Kur'an'ın ortalama 480 sayfalık bir kitap olduğunu düşünerek bir rakam düşünün bakalım. Ben size diyeyim. 530 ayette doğrudan ya da dolaylı olarak Musa'dan bahsedilir. 34 sure neredeyse tamamen onunla ilgilidir. Kur'an'ın 114 sureden oluştuğunu düşünürsek bu devasa bir oran ve hikaye neredeyse her surede birebir aynı şekilde kendini tekrar eder. Sadece Musa peygamber de değil, İbrahim peygamberin hikayeleri, At, Semud ve benzeri helak olan kavimlerin tekrar eden hikayeleri, Sürekli tekrarlanan ayın güneşi takip etmesi, günahkarlar için cehennem, iyiler için cennet kavramlarının aynı şekilde tekrarlarını da hesapladığımızda 480 sayfalık kitaptan elimizde özgün, kendini tekrar etmeyen bilgi olarak alabileceğimiz sayfa sayısı 150'yi geçmez.
Bakın o döneme spesifik inmiş ayetleri katmadım ya. Onlardan kastım peygamberin evine izinsiz girmeyin, çok durmayın, Zeyd'in karısını peygambere verdik, Ali İmran ailesini üstün kıldık filan gibi bilgiler. Allah katında sizin en üstününüz en takvalı olandır. Tamam takva dışında hepimiz eşitsek bu ne? Ey İsrailoğulları! Size lütfettiğim nimetimi sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın. Ey İsrailoğulları! Size lütfettiğim nimetimi hatırlayın.
Ben sizi alemlerden daha üstün kılmıştım. Allah Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini, İmran ailesini seçerek alemlere üstün kılmıştır. Allah buyurdu. Çık oradan yeni düşmüş ve kovulmuş olarak. Onlardan sana uyan olursa, yemin olsun ki cehennemi tamamen sizden dolduracağım. Bu ayet başka surelerde de sürekli kendini tekrar eder. İnsanın yaratılması sonrası iblisin isyanı ve Allah ile kıyamete kadar anlaşma yapmasını içerir.
Ama burada şu sorun var. Ayette Allah sana uyarlarsa, sana uyan olursa diye sürekli ütümatom veriyor. E iyi de zaten olmuş olan, olmakta olan ve olacak olan Allah'ın katında bilinmiyor mu? Yani insanların sapacağı bariz belli. Neden onlardan sana uyan olursa diye bir bilinmezlik ortamın var ki? Şimdi İslam inancına göre bu dünya bir sınav dünyası ve insanların seçme hakkı var. Ama kötü seçimler yaparlarsa sonları cehennem oluyor.
Fakat tövbe kapısının da son nefese kadar açık olacağına inanılan bir din. Çünkü Allah affedicidir diye inanılıyor. Ama kitaptaki pek çok ayette durum böyle değil. Kef 80'de Musa peygamber yanındayken Hızır bir çocuğu öldürür ve Musa buna sinirlenir. Akabinde ise ayet şu şekildedir. Oğlan çocuğa gelince onun anası babası inanmış kişilerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkara sürüklemesinden korktuk. Küçük çocuğun öldürme sebebi buymuş.
Ya arkadaş iyi de neden bir kişinin özgür iradesini hiçe sayıp daha çocukken sırf anası babası yoldan sapmasın diye öldürüyorsunuz? Bakın benim çocuğum yok, çocuğu olanlar yazsın lütfen. Akşam evdesiniz, bir varlık geliyor, oyuncağı ile oynayan küçük çocuğunuzu gözünüzün önünde öldürüyor. Sonra da bunu senin iyiliğin için yaptım diyor. Ne yapardınız? Birkaç örnek daha vereyim. Benim huzurumda söz değiştirilemez ve ben kullarıma asla zulmetmem.
Bakın hem sözler değiştirilemez deniliyor hem zulüm edilmez deniliyor. Yine her şeyi bilen, insana sınav dünyasında son nefesine kadar özgür irade seçimi hakkı vermiş bir yaratıcı için uygun bir ayet lafım yok. Ama bununla çelişenler ise, onlardan önce nice nesilleri helak ettik biz. Bağrıştılar onlar. Fakat kurtuluş yoktu. Geçmişti zaman. Tıpkı Firavun hanedanlığı ve onlardan öncekilerin durumu gibi ayetlerimizi yalanlamışlardı da Allah onları günahları yüzünden yakalamıştı.
Allah cezayı çok şiddetli verendir. Sizden önce de yollar yöntemler gelip geçmiştir. O halde yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonu nice olmuştur görün. Biz bir ülkeye peygamber gönderdiğimizde onun halkını zorluk ve darlıklarla mutlaka sıktık ki sığınıp bize yakarsınlar. Kentlerin halkı uydukları bir sırada şiddetimizin bir gece kendilerine gelmeyeceğinden emin miydiler? Dilersek onları günahları yüzünden belaya çarptırırız.
Kalpleri üzerine mühür basar da artık söz dinleyemez olurlar. Ey Nuh, seninle beraber olanlardan diğer gruplara bizden berekeler ve bir selamla aşağıya in. Bazı ümmetler de var ki kendilerini önce nimetlendireceğiz, sonra bizden acıklı bir azap hepsini kucaklayacak. Ama belki de en acısı şu ayet. Hiçbir kent, medeniyet dışta kalmamak üzere kıyamet gününden önce hepsini ya helak edeceğiz yahut da şiddetli bir azapla azaplandıracağız. İşte bu levh-i mahfuzda satır satır yazılmıştır.
Ve son olarak da söz değişmez ayetinin üstüne gelen bu ayet. Biz bir ayeti siler, unutturur veya ertelersek, ondan daha iyisi veya onun benzerini getiririz. Allah'ın gücü her şeye yeter. İşte bu bölüm üzerine bir analiz yapmamız lazım. Ya madem sürekli yok edilip duruyoruz, neden cennet cehennem var? Zaten günahkarlar oraya gidecekler, yaşayıp ölsünler, incelediğimiz zaman bunun ol deyince olmadığını görürsünüz. Sürekli kendini tekrar eden bir motif vardır. İnsanlar uyurken göklerden titreşimli bir sesle yapılan saldırı.
Bunu birazdan daha iyi anlayacaksınız. Bakın gerçekten elimden geldiğince objektif olarak konuyu ele almaya çalışıyorum. Ama ben buradaki bu tezatlığın içinden çıkamadım. Çıkan varsa beni de lütfen aydınlatsın. Bakın yavaş yavaş kafanız karışmaya ve bazı kalıplarınız yıkılmaya başlamış olabilir. Videonun amacı aslında en sonunda işte gördünüz din mi yalan bunların hepsi insan elinden çıkma şeyler demek değil. Hatta tam tersi ben bunların insan elinden çıktığına zerre inanmıyorum.
Ha tamam peygamberin ölümü sonrası, o Kur'an'ın unutulma riskine girdiği dönemler var. Ama orijinal ayetlerle gelen ve kitap olmadan önceki Kur'an'ın kesinlikle Muhammed peygamberin bir eseri olduğunu düşünmüyorum. Bunun da kanıtlarını size birazdan sunacağım. Hatta pek çok kişi de bu lafları benim uydurmam olarak nitelendirmiş ve tüm o kitapların çoktan değiştiğini, o yüzden Kur'an'ın geldiğini filan söylediler. Arkadaşlar biraz ağır olacak ama cidden Kur'an'dan önceki kitapların değiştiğine inanıyorsanız Kur'an'a göre dinden çıkıyorsunuz demektir. Çünkü Kur'an'da önceki kitapların değiştiğine dair en ufak bir bilgi bile yazmaz.
Hatta tam tersi Kur'an'ın o kitapları tasdiklemek için indirildiğinden bahsedilir. Gelin görelim. İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarındayken nasıl oluyor da senin hakemliğine başvuruyorlar? Daha sonra da verilen hükümlerden yüz çeviriyorlar. Biz indirdik Tevrat'ı biz. İyiye, güzele kılavuz var onda. Işık var. Meryem oğlu İsa'ya gönderdik. Tevrat'tan yanında bulunanı doğruluyordu. Ona İncil'i verdik. Hidayet ve ışık vardı onda.
Tevrat'tan yanında olanı tasdikleyiciydi. Doğruya ve güzele kılavuzdu. Takvaya sarılanlara bir öğüt. Ey ehli kitap! Siz Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni tam uygulamadıkça hiçbir şey değilsiniz. Yemin olsun ki senden önce de Resuller yalanlanmış ama eziyete sabretmişlerdi. Nihayet yardımımız onlara ulaştı. Allah'ın kelimelerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktu. Sonra güzel davrananlara nimetimizi tamamlamak, her şeyi ayrıntılı kılmak, bir kılavuz ve rahmet olmak üzere Musa'ya o kitabı verdik ki Rablerine kavuşacaklarına inanabilsinler.
Kur'an öncelikli olarak Araplara gelmiştir. Hatta sadece onlar düzgün anlasınlar da daha sonra aman şöyleydi böyleydi biz anlamadık etmedik demesinler diye o dilde gelmiştir. Vay efendim öyle şey mi olur falan diyen varsa bizzat Kur'an'ın dinlesin. Kitap bizden önceki iki topluluğa indirildi. Biz onu okuyup araştırmaktan habersizlik demeyesiniz. Şunu da söylemeyesiniz. Eğer bize kitap indirilmiş olsaydı, onlardan daha doğru yürüyüşlü olurduk.
Artık size de Rabbinizden bir beyine, bir kılavuz, bir rahmet gelmiş bulunuyor. Biz onu sana, aklınızı çalıştırasınız diye Arapça bir Kur'an olarak indirdik. Biz görevlendirdiğimiz her Resulü ancak kendi toplumunun diliyle gönderdik ki onlara açık seçik beyanda bulunsun. Bunun ardından Allah dilediğini saptırır, dilediğinde iyiye güzele kılavuzlar. Onu senin dilinde kolaylaştırdık ki korunanları onunla müjdeleyesin. İnatçı bir kavmi de onunla uyarasın.
Açık seçik Arapça bir dille indirildi o. Elbette ki öncekilerin kitaplarında da var. Beni İsrail bilginlerinin de onu bilmesi bunlar için bir kanıt değil mi? Biz onu Arapça konuşamayan birine indirseydik de o onu onlara okusaydı yine de ona inanmayacaklardı. Halbuki ondan önce bir önder ve rahmet olarak Musa'nın kitabı var. Bu Kur'an'da öncekileri tasdikleyen bir kitaptır. Müjde olsun diye Arap dilindedir. Sanırım artık anlamışsınızdır.
Kur'an'da kitabın önceki kitaplar bozulduğu için geldiğine dair hiçbir şey yazmaz. Hatta ayetlerde gördünüz onları da gayet destekleyen bir kitaptır. Ayrıca spesifik olarak Arapların anlaması için Arapça geldiği de yazar. Yani Arapçanın kutsal dil olduğuna inanan, özünü yitirmiş tipler gibi olmayın. Açın düzgünce Türkçe olarak okuyun. Ama birkaç kaynak kullanarak okuyun. Zaten ana fikri anlarsınız. Şimdi peki ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
Tüm bu eski kitaplar tahrif oldu geyiğin neden dönüp duruyor? Neden hocaların ağzından düşmüyor? Bunun da sebebini Kur'an bize güzelce anlatıyor. Onlardan bir zümre vardır. Aslında kitaptan olmayan bir şeyi siz kitaptan sanasınız diye dillerini kitapla eğip bükerler. O Allah katında olmadığı halde bu Allah katındadır derler. Bilip durdukları halde Allah hakkında yalan söylerler. Kimi Yahudiler kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar ve dillerini eğip bükerek ve dine bir kin ve hınç besleyerek dinledik ve karşı geldik. İşit işitmez olası ve raina bizi güt derler.
Eğer onlar işittik ve itaat ettik, sen de işit ve bizi gözet deselerdi elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah onları küfürleri dolayısıyla lanetlemiştir. Böylece onlar az bir bölümü dışında inanmazlar. İşte bu ayetler eski kitaplar tahrif oldu laflarının ortaya çıkma sebebidir. Halbuki burada açık şekilde neyin yapıldığını anlıyorsunuz değil mi? Bakın arkadaşlar milattan önce bilmem kaçıncı yıllardan bahsediyoruz.
Zaten okuma yazma bilen ve kitaplara erişim imkanı olan bir avuç insan var o dini toplumlarda. Ruhban sınıfı da gücü elinde tutmak için insanların kitapları okumasını istemezler. Sadece anlatılanı dinlemesini isterler. İşte bu sebepten Kur'an'da geçtiği gibi bazı Yahudi hacılar, hocalar kitaptaki lafları kendi işlerine gelecek şekilde yorumlayıp insanları kandırmışlar. Allah bunlara lanet ediyor. Ortada değişen kitap filan yok.
Okuma yazma bilmeyen toplulukları yiyen ruhbanlar var sadece. Bu eski kitaplar tahrif oldu diye iyi bitmez. Ben Yahudi forum sitelerine de girip onları da inceledim. Onlara göre de Kur'an Emeviler döneminde tahrif olmuş. Herkes klasik olarak birbirini suçluyor yani. Kur'an'ın işte bu olayını cidden seviyorum. Hatta diğer kutsal denilen kitapların da bu yönünü çok seviyorum. İnsanların ne düşüneceğini umursamadan salt ve sert gerçekleri sunmaları, bu gerçekler olağanüstü şekilde sarsıcı, insan türü için felaket anlamına gelse bile şak şak söylemişler her şeyi. bölümüne geldik.
Ben, Biz, O kavramları. kerim olan bir elçinin, Cebrail aleyhisselamın getirdiği kelamdır. Şimdi burada elçi denilen varlık Cebrail. Yani siz Kur'an okurken onun Muhammed peygambere kendi dilinden aktardığı bilgileri okuyorsunuz. İşte bu sebepten de Kur'an'da ben, biz o kavramlara doğuyor. Şimdi bu konuyu televizyonlarda daha önce ilahiyatçıların tartıştığını defalarca gördük. Allah ayetlerini anlatırken kendinden birinci, ikinci, üçüncü şahıs olarak bahsetmiş.
Bu Arapçada üstün varlık için saygıdan dolayı böyle olur filan deyip konuyu kapatıyorlar. Halbuki bu neredeyse tamamen yanlıştır. Neredeyse dedim çünkü bazı ayetlerde gerçekten hem ben, hem biz, hem de o diye geçen kavramların Allah'a ifade ettiği de var. Ama özellikle biz ile başlayan ayetleri biraz size kanalda yaptığım diğer videolar ışığında okursanız, işte o zaman olayların bambaşka bir yere gittiğini görürsünüz.
Bu farkı size en iyi gösteren birkaç örnekle devam edelim. Bir zamanlar Musa toplumu için su istemişti de biz, değneğinle şu taşa vur demiştik. Taştan hemen on iki göze fışkırmıştı. Her bölük insan kendilerine özgü su kaynağını bilmişti. Allah'ın rızkından yiyin için, yeryüzünde bozgunculuk yaparak şuna buna saldırmayın demiştik. İşte Resuller! Biz onları bazısını bazısına üstün kılmışızdır. Allah onlardan bazısıyla konuşmuştur.
Bazılarını da derecelere yükseltmiştir. İsa'ya ayetler verdik ve onu ruhul kudüs ile güçlendirdik. Allah dileseydi onların ardından gelenler açık seçik mesajlar kendilerine ulaştıktan sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Ancak tartışmaya girdiler de içlerinden bazısı iman etti, bazısı küfre saptı. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ne var ki Allah dilediğini yapıyor. Bakın detayı yakaladınız değil mi? Olayları Muhammed peygamberi anlatan Cebrail, onun ağzından duyuyoruz.
Ve gayet anlatım teknikleri ve dil bilgisine uygun şekilde aynı cümle içerisinde bile biz diyerek kendi grubunu yani meleklerin yaptıkları şeyleri söylerken yine aynı cümlede Allah'ın da niteliklerinden bahsediyor. İşte bu ayetler biz kavramının aslında neyi temsil ettiğini çok iyi özetleyen ayetler. Ve Kur'an bunlarla dolu, okuduğunuzda göreceksiniz. Halen aklında şüphesi olanlar için birkaç farklı ayet daha örnek vereyim. İsrailoğullarından şöyle bir söz almıştık.
Allah'tan başkasına ibadet etmeyin. Anne babaya, yoksula yetime iyi davranın. Bütün bunlardan sonra siz pek azınız müstesna sırt çevirdiniz. Sizden şu sözü de almıştık. Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz. Birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız. Bunu kabul etmiştiniz. Hala da buna tanıksınız. Şimdi bir düşünün. Koca yaratıcı bir insan topluluğundan neden söz alma gereği duysun? Neden gelip anlaşma yapsın? Bu olacak okuyup tarih ve diğer kitapları okumazsanız, Öyle boşlukta ayetleri anlamadan bakarsınız.
Halbuki Tevrat'ta bu anlatılan olayın, Sina dağında Musa'nın işte bu meleklerle bizzat onların gemilerine binip yaptığı görüşmelerdeki sözler bunlar. Çapraz bağlantı kurduğunuz anda işler netleşiyor. Bir de şu usluba bir bakın, sizce gerçekten Kadir Mutlak Yaratıcı böyle konuşur mu? İnsanlar içinden bazı beyinsizler, onları yönelmekte oldukları kıbleden ne çevirdi diyecekler. De ki, Doğu da, Batı da Allah'ındır. O dilediğini dosdoğru yola kılavuzlar.
Nice yurtları, medeniyetleri yere batırdık biz. Öyle ki geceleyin yahut öğle uykusunda uyumakta oldukları bir sırada azabımız tepelerine iniverdi. Ne zaman ki yasakladıkları şeylerden ötürü öfkelenip başka aşırılıklar yapmaya başladılar, onlara şöyle dedik, ahşalık maymunlar olun. Yemin olsun ki içinizden cumartesi gününde azgınlık yapanları siz bilirsiniz. Onlara şöyle dedik, ahşalık maymunlar olun. Yahudiler dediler ki, Allah'ın eli bağlıdır.
Kendi elleri bağlanasıcalar. Söylemiş oldukları lakırdı yüzünden lanetlendiler. Söylediklerinin aksine Allah'ın iki eli de alabildiğini açıktır. Melekler onların yüzlerini ve sırtlarına vurarak canlarını alacakları zaman bakalım nasıl olacak. Olacak olan budur. Çünkü onlar Allah'ı öfkelendiren şeylerin peşine düştüler. Bunlar sizce de çok insani tepkiler değil mi? Sinirlenme, intikam alma, öç alma, planlar yapma ve bu tarz ayetlerin arkasında hep biz denilen ekibi görüyoruz.
Kitabın pek çok farklı ayeti her daim cümlesine Allah'ın gazabından korkun, Allah'ın cezalandırması ağırdır, Allah öç alıcıdır, Allah tuzak kurar, Allah asar, keser tarzı sert anlatımla bitirir. Evet Allah rahmandır, rahimdir, affedicidir gibi kavramlar da var ve bazı ayetler böyle de bitiyor. Ama kitaptaki temel motif Allah'a karşı insana korku aşılamak şeklinde. Ve bu korku kelimesi 143 yerde geçmekte. Bunun 70 adedi doğrudan Allah'tan korkun emri içermekte.
Buna karşılık Allah'a sevin tarz bir cümle Kur'an'da geçmez bile. Uzaylı meleklerle ilgili sıra dışı ayetlerle devam edelim. Şimdi birazdan okuyacağım ayette cinler topluluğu hakkında bazı detaylar verilecek. Olaya dikkatinizi verin. Biz göğe gerçekten dokunduk da onu titiz ve güçlü bekçilerle ve kayıp giden ışınlar alevlerle doldurulmuş bulduk. Burada cin toplumu her kimse onların uzaya çıkabilme yetileri anlatılıyor ve hatta daha da ileri gidiyor.
Biz eskiden onu dinlemek için oturulan yerlerinde otururduk. Ama şu anda kim dinlemeye kalksa kendisini gözetleyen bir alev ışık bulur. Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir o, doğuların da Rabbidir o. Biz o yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsleyip donattık ve her türlü inatçı, asi şeytandan koruduk. Onlar ne kadar çırpınsalar da o yüce konseyi dinleyemezler ve her taraftan atışa tutulurlar. Kovulurlar ve onlar için yakalarını, peşlerini bırakmayan bir azap vardır.
Yüce konseyden bir söz çalıp çarpan olabilirse de onun peşine hemen delici alev takılır. Bunlar inanılmaz ayetler. Bir ben mi acaba heyecandan yanlış anladım deyip birkaç tefsirden bile okudum. Ama hayır anlatılanlar hep aynı. Cinler topluluğunun bir zamanlar bizzat Allah'ı ya da meleklerini dinlemek için, burada kimse hemfikir değil, oturma yerleri olan bir alana gidebildiklerinden bahsediyor. Bakın burada fiziksel şeylerden bahsediyoruz.
Gidip oturup dinliyorlar. Karşılarında fiziksel canlılar var. Daha sonra onlardan duyduklarını kendi fitneleri için kullanmaya başlayınca oraya gitmeleri yasaklanmış ve savunma sistemi olarak kayan alev topları ve onları izleyen ışınlar ile yok edilmeye başlamışlar. Arkadaşlar bakın bu Kur'an'da geçen ayet. Hadi ben objektifliğimi yitirdim, yanlış yorumladım diyelim. Tüm mealler, tüm tesvirler de mi yanlış? E o zaman kim doğru Allah'ınızı severseniz.
Necim suresiyle devam edelim. Necim yıldız demektir ve Sirius yıldızını içinde barındıran bir suredir. Surenin özelliği ise insanların Lat, Uza, Menata tapmaları ve Sirius'a kutsiyet atfetmeleri üzerine yapılan açıklamalardan oluşuyor olması. Necim suresinde ilginç bir şey daha geçer. Meleklerden de şefaat ve bağışlama dilenmesi kavramı. Bakın burada biraz kendi yorumumu katmak istiyorum. Çünkü dikkatimi çeken bir bağ var.
Surenin ismi Yıldız. Bizi Sirius'tan bahsediyor. Akabinde insanların Lat, Uzat, Menat'a tartmalarından ve meleklerden şefaat dilemesinden bahsediyor. Ve tüm bunları kesip atmak için de demin bahsettiğim her şeyin Rabbinin Allah olduğunu ve sadece ondan şefaat istenmesi gerektiğini belirtiyor. Burası bana göre neden önemli söyleyeyim. Daha önceki videolarımda biliyorsunuz Anunnakilerden size bahsetmiştim. Ve Lat, Uza, Menat'ın da kökenlerinin aslında tek bir kişi olduğunu ve onun da Anunnaki tanrıçası Uzaylı İnanna olduğunu anlatmıştım.
Burada Necm Suresi bu varlıklara tapılmaması gerektiğini çünkü onların da Rabbinin Allah olduğunu bize anlatıyor. Bence çok ilginç. Bu açıkçası benim kişisel yorumumdu, video boyunca anlattığım gibi objektif bir yorum değil. Tabii ki bu yorumum tartışmaya açıktır. Yorumlarda siz de fikirlerinizi söyleyebilirsiniz. Bence üzerinde durulması gereken bir sure. Kur'an'da uzaylılarla ilgili diğer bir kavramda kendini birkaç surede tekrar eden şu sözdür.
Gökleri ve yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması da onun ayetlerindendir. O dilediği zamanda onları bir araya getirmeye kadirdir. Bu konsept 3-4 surede daha kendini tekrar eder. Bazı tefsirciler bunu dünyanın atmosferi ile yeri arasındaki canlılar olarak belirtmiş. Ama bu bana çok doğru gelmedi çünkü gökler kavramı daha ziyade dünya dışındaki uzay için kullanılan bir kavram olarak Kur'an'da geçiyor. Ki yine bazı tefsirciler de benim gibi düşünerek gökleri uzay olarak ele almışlar.
O sebepten ben bunu dünya dışı yaşam olarak nitelendiriyorum. Şimdi meleklerin teknolojik bir ırk olduğuna dair de Kur'an'da bazı bilgiler bulmak mümkün. Özellikle de At, Semud ve benzeri kavimlerin nasıl yok olduklarını bize anlatan ayetlerde. Nihayet o korkunç titreşimli ses onları güneş doğarken yakaladı. Korkunç titreşimli ses onları da safa girecekleri sırada yakaladı. Bazı mealler bu kelimeyi korkunç ses, çığlık olarak da çevirmiş ama ben bu araştırmalarımda modern teknik kelimeler ile yapılan mealleri daha doğru buldum. Çünkü akabinde anlatılanlara göre bu sesin yakaladığı şehirler ve içindekiler yerle bir olmuşlar.
Zulme sapmış olanları o korkunç titreşimli ses yakaladı da öz yurtları yere çökmüş hale geldi. Bazı tefsirciler bu olaya deprem demişler ki bence son derece yanlış bir mantık yürütme. Kur'an ısrarla bu helak edilen kavimlere Cebrail'in anlatımıyla azabımız onlara gökten iniverdi olarak anlatıyor. Diğer sureler korkunç bir sesten ya da titreşimden bahsediyorlar ve sonra şehirler yerle bir oluyor ve bir daha kullanılamaz hale geliyor.
Bakın arkadaşlar biraz bilimsel yaklaşalım. Arap coğrafyasında konunun geçtiği yerler çok deprem bölgesi değil ki büyük bir şehri yok edebilecek bir deprem çok çok büyük olmalı. Burada bildiğiniz bir teknolojik yıkım söz konusu ve bölgelerin de daha sonra yaşama elverişli olmadığını düşünmemize sebep olan başka ayetler de var. Mesela Hud 82'de Nihayet emrimiz gelince oranın üstünü altına getirdik. ve üzerlerine pişirilmiş çamurdan yapılıp istif edilmiş taş yığdırdık.
Ayetinde hem o yıkıcı silahın hem de pişirilmiş çamurdan taşların yıkım getirdiğini görüyoruz. Şimdi pişirilmiş çamurdan taşla şehir yok edilemez. Bunu sanırım tartışmaya bile gerek yok. E o zaman bu da acaba titreşim yaratan o aygıt gibi bir silah mıydı? Nitekim bu şekilde yok edilmiş şehirlerde ümmetin yaşaması sakıncalı olduğu için oralara gitmek yasaklanmıştır. İşte bunlar gerçekten araştırma sevenlerin seveceği ayetler.
Detaylı olarak değinmek istediğim iki nokta daha kaldı. Birincisi Kur'an'daki kadın-erkek eşitsizliği. Şimdi böyle deyince insanlar klasik şekilde reaksiyon gösteriyorlar. Ama özellikle kadın takipçilerim merak ediyorlarsa lütfen okusunlar. Cebrail-i Muhammed peygambere hitabet dilinin ne kadar ata erkil ve ne kadar büyük oranda erkeklere yönelik sureler olduğunu daha iyi anlarlar. Ben yine de bazı örnekler vermek istiyorum.
Bu arada öyle Nisa suresindeki klasik boşanma, dayak ayetlerine içinizden dört tanık getirin. Eğer tanıklık ederlerse, o kadınları ölüm canlarını alıncaya kadar ya da Allah kendileri için bir yol açıncaya kadar evlerde tutun. Yani ömür boyu hapis. Ama ayet şöyle devam ediyor. Escinselliği içinizden iki erkek yaparsa onlara eziyet edin. Bu ikisi tövbe eder. Durumları düzeltirlerse onlara eziyetten vazgeçin. Allah Tevvaptır.
Tövbeleri çok kabul eder. Rahimdir. Merhametinde sınır yoktur. E iyi de bu hikayede yanan lezbiyen kadınlar oldu. Gey erkekler tövbe ettim dediği an özgür kalıyor. Devam edelim. Nisa 24'te Harpte elinize geçmiş kadınlar hariç nikahlı kadınlarla evlenmeniz haram kılınmıştır yazmakta. Bu tefsir olmadan okuyanların anlayacağı bir ayet değil. Çünkü o dönemki olaylar ile alakalı. O zamanlar Arabistan'da bir kadın 2-3 koca alabiliyormuş.
Ama bu ayet ile bu sapkın görülen adet kaldırılmış. Ama sonra karşımıza şu ayet çıkmış. Eğer yetimlerle evlendiğinizde onlara karşı adil davranamamaktan korkuyorsanız o zaman size helal olan ve hoşunuza giden diğer kadınlardan ikisiyle, üçüyle ve dördüyle evlenin. O kadınlar arasında adalet yapamayacağınızdan korkarsanız O zaman sadece bir tane ile veya elinizin altındaki cariyelerle yetinin. Bu doğru yoldan sapmamanız için daha uygundur. Şimdi burada objektif biri şunu demez mi?
Kadınlar 2-3 erkek alınca sapıklık cahiliye adeti oluyor ama erkek 4-5 tane kadın alınca Allah'ın emri oluyor. Hatta hiç mi bulamadın? Cariyelerle yetin diyor. Ki onda sayı sınırı yok. Köle kızlardan bahsediyor burada kitap. Burada da yine tarih okuduğumuzda köle kızların Müslümanlarda bile sadece seks yapmak için kullanıldığı bilgisi karşımıza çıkıyor. Daha böyle ayetler çok ama dünyadan yükselip biraz da cennete gidelim.
Bakalım orası nasıl anlatılmış. Biz kadınları da orada güzel bir biçimde yeniden yaratmış, hepsini bakireler yapmışızdır. Yaşıt cilveli dilberler halinde uğur ve mutluluk yaranı için. Çadırlar içinde bekletilen huriler var. Rabbinizin nimetlerinden hangisini sayarsınız yalan. Daha önce onları ne cin kirletmiştir ne de insan. Yeşil yastıklara, emsalsiz döşekler üzerinde yatarlar yan. Yanlarında gözlerini onlara dikmiş iri gözlü dilberler vardır.
Arda arda dizilmiş koltuklar üzerinde yaslanmış olarak biz onları parlak olarak iri gözlü huriler ile eşleştirmişizdir. Cennette muhteşem bahçeler ve bağlar, göğüsleri tomurcuklanmış genç kızlar ve tadı çok hoş içeceklerle dolu kaseler vardır. Ya şimdi bu ne Allah aşkına! Bizim medyatik hocalar TV'lerde şey diyorlar, huri eş demek kadınların da hurisi olacak, erkekler olacak falan diyorlar. Külliyen yalan. Ben bunu tefsirlerden de okudum, geçtim YouTube'da ana dili, bu olan insanların yaptıkları tartışmalardan da dinledim.
Ama benim şahsen cennetle ilgili anlamadığım ilginç bir ayet daha var. Etraflarında ölümsüz delikanlılar dolaşır. Onları görünce sanırsın ki saçılmış incilerdir. Bu ayette bahsedilen civan genç delikanlılar aslında ayeti dinleyen kişilere şarap sunmakla, hizmet etmekle görevli kişiler olarak anlatılmaya devam ediyor. Şimdi arkadaş, cennette kast sistemi mi var? Yine birileri birilerine hizmet mi ediyor? Ayrıca neden yaşlanmayan genç civan delikanlılar? İlginç.
Geldik değinmek istediğim son kritik noktaya. Bundan sonrakileri daha soru cevap tarzında doğru bilinen yanlışlar olarak hızlıca geçeceğim. Şimdi biliyorsunuz İslam çeşitli mezheplere bölünmüş durumda. Bunların da temeli 4 halife dönemindeki olaylar ve sonrasında yaşanan Cemel vakası gibi Emevi halifelerin yediği halklar gibi olaylara dayanmakta. Günümüzde insanlar bu mezheplere de son derece bağlılar ve esas İslam'ı kendilerinin yaşadıklarını iddia ediyorlar.
Sizin için dinden Nuh'a önerdiğini, sana vahyettiğini İbrahim'e, Musa'ya, İsa'ya önerdiğimizi şöyle diyerek kanunlaştırdı. Dini dost doğru tutun, onda bölünüp fırkalara ayrılmayın. Onları çağırdığın bu tutum şirke bulaşanlara çok ağır gelmiştir. Allah dilediğini kendisi için seçer ve hakka yönelenleri kendisine iletir. Kendilerine ilim geldikten sonra sadece aralarındaki kıskançlık ve azgınlık yüzünden fırkalara bölündüler.
Eğer belirli bir süreye kadar erteleme sözü Rabbinden gelmiş olmasaydı aralarında iş mutlaka bitirilirdi. Dinlerini parça parça edip fırkalara, hiziplere bölenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır. Allah onlara yapıp ettiklerini haber verecektir. Kendi aralarından çıkan hizipler ihtilafa düştüler. Büyük bir günün tanıklığından ötürü vay o inkarcıların haline. Onlar ki dinlerini parçalayıp hizipler, fırkalar haline getirdiler.
Her hizip kendi elindekiyle sevinip övünür. Bir kez daha düşüncelere dalınıp gidelim değil mi? Bakın Kur'an sahte hadisler ve uydurmalardan dolayı insanları kandıran Yahudilere lanetliyor. Mezheplere bölünüp dini parçalayanları da lanetliyor. Peki o kadar şeyh mezhep savunucusunun neden sesi çıkmıyor? Aslında sesleri çıkıyor. Ama nasıl çıkıyor? Varın siz görün. Bize Kur'an yeter demek zındıklıktır. Kur'an Müslüman. Kur'an Müslümanlığı demek dinsizlik demek ya.
Bir de Kur'an Müslümanlığı diye bir sapıklık çıktı. Artık biraz da konuyu toparlayıp kendi yorumumu katmanın vakti geldi. Şimdi aranızdan şaşıranlar, kalıpları yıkılanlar, sinirlenenler olmuş olabilir. Olması da çok doğal. O duyguları ben bile kitap araştırırken yaşadım. Nedense laf sokmayı seven çoğu kişi ısrarla beni ateist ilan etmeyi seviyorlar. Ama hep dediğim gibi ben esas yaratıcıyı arayan bir insanım. Bu yolda da Kur'an, Tevrat, İncil, Doğu Felsefesi, Batı Felsefesi ne bulursam okur incelerim.
Benim için yaratıcıya olan inancım en tepede bir yerde sabittir ve değişmez. Ama onunla bu varoluşum arasındaki her detayı sorgulamayı ve araştırmayı severim. Kur'an'da bu yaklaşım ile keyif alarak, şaşırarak ve üzülerek okudum. Çünkü dünyada yüz milyonlarca insan kitabın tamamen pozitif şeylerden bahsettiğini ve çok pembe bir yaratılış düzeni sunduğunu sanıyorlar. Halbuki gerçekleri biraz önce gördünüz. Ha tabii ki Kur'an'da çok güzel ayetler de var. iyiliği, yardımı, barışı savunan, Allah'ı kadir-i mutlak yaratıcı gibi her şeyin üstünde gösteren ve genelde O diye başlayan ayetler, daha yaratıcı gibi yaratıcın niteliğine uyan ayetleri bize sunuyor.
Bu dinin ve ayetlerinin Muhammed peygamberin uydurması olduğunu düşünüyor muyum? Kesinlikle düşünmüyorum. Çünkü Kur'an genel olarak dinin İslam olduğunu ve önceki peygamberlerin de bu dini savunan, namaz kılan Müslümanlar olduklarını çok güzel aktarıyor. Ve aktarması da gayet normal. Çünkü gönderen aynı, hedef aynı. Yani kendini din alimi sanan tiplerin zannettiği gibi Yahudilik bozulduğu, Hristiyanlık bozulduğu için İslam geldi diye bir kavram yok.
Zaten gelen hep İslam'dı. Ama evet, kime ne geldiyse zamanla bozuldu. Bu konunun detaylarını Kasım ayında Dinler Tarihi İslam videomda göreceksiniz. çok fazla detaya girmeyeceğim. Peki, Kur'an evrensel bir bilim kitabı mı? Tabii ki değil. Öyle olmak gibi bir gayesi ya da amacı da yok. Kur'an bir vahiy kitabı ve Arap coğrafyası dışındaki konulara değinmemiş. Avrupa, Asya, Amerika kıtaları, oralarda yaşayan hayvanlar, bitkiler, meyveler ya da medeniyetleri içeren hiçbir unsur ben göremedim.
Burada şu bilgiyi vermek lazım. Biraz önce de dediğim gibi Müslüman ahali Kur'an'da ay ve güneş bir yörüngede kayar gider filan yazıyor diye kendilerinden geçiyorlar. Ya arkadaş bu adamlar hiç mi tarih okumamışlar? Kur'an milattan sonra 600 yıllarda gelen bir kitap. Kur'an'dan bile 1000 sene önceki antik Yunan bilim insanlarına, Onlardan bile bin sene önceki antik Mısır bilim insanlarına hiç mi bakmadınız? Adamlar matematik, fizik, astronomi gibi alanlarda modern bilimin temellerini atmışlar.
O yörüngelerden tutun insan bedenindeki pek çok sırra kadar çözmüşler. Eratosthenes sadece iki çubuk kullanarak dünyanın yuvarlak olduğunu ve o gölge açılarından yola çıkarak çapını bile hesaplamış. Yani bilim, Kur'an'dan çok çok önceden beri insanlığın yazdığı kitaplarda çok daha detaylı bir şekilde mevcut. Ama bunlar benim takıldığım noktalar zaten. Ben bir araştırmacı olarak kitabı okuyorum, notlarımı alıyorum, beni ilgilendiren kısımlarına bakıyorum ve yoluma devam ediyorum.
Aksi halde evrensel denilen kitapta Muhammed peygamberin karılarına yapılan ültüp atomların, kimin kimin eşiyle evleneceğini söyleyen ayetlerin, peygamberin evine girip çıkarken yapılacakların anlatılmasına takılır ve bu ne lan der kenara atardım. Ama bu bence yapılmaması gereken bir şey. Bence inanın ya da inanmayın Kur'an'ı, Tevrat'ı, İncil'i okumanız lazım. Hem de dikkatlice. İçlerinde kendi araştırmalarınızda kullanacağınız değerli bilgiler bulabilirsiniz.
Dediğim gibi ben lisede Kur'an'ı okuduğumda Necim suresinden inanılmaz etkilenmiştim. Ve bu ilahi uzaylılar konusuna olan ilk adımımı atmıştım. O adım sayesinde de şu an gerçeği bol olarak sizlere paylaşımlar yapıyorum. İniş sırasına göre ilk emri oku olan bir kitabın bu kadar az okunması bana göre büyük bir ayıp ve yanlış. Git banyo yap, abdest al, üstünü temiz giyin, ortamı 25 dereceye ayarla, Kur'an'ı ancak öyle okursun filan ritüellerle, sizin o kitabı kadife bir kılıfa sarıp kitaplığınızın en üstüne koymanızı sağladı bu zihniyet.
Bunu kırın arkadaşlar. Bakın bir saattir beraberiz. Size Kur'an'dan bahsedip durdum. Beni de boşverin, hacıyı hocayı da boşverin. Açın kitabı kendiniz okuyun. 480 sayfa bir kitap. Düzgünce biraz araştırarak okusanız en fazla bir haftanızı alır. Ve cidden en azından kendinizi size din satan tiplerden kurtarırsınız. Neymiş hadis olmadan Kur'an anlaşılmazmış. Ya bir gidin Allah aşkına. Anlamadığınız yerde yazın internete birkaç tefsire bakın zaten temel şeyleri anlarsınız.
Umarım bu videoyu izleyenler en azından bir merak edip Kur'an'ı okurlar. Kendilerince notlar alırlar ve araştırma ruhu yakalarlar. Böylece en azından kitabın ilk emrini de yerine getirmiş olurlar. Ve gerçekten yaratıcıyı anlamak istiyorsanız onun yarattıklarının sırrını çözmekle başlayın. Hatta ben size bunun için faydalı olacak 4 kitap daha söyleyeyim. Matematik, Fizik, Kimya ve Biyoloji. Bunları okumadan, anlamadan evreni yarattığına inandığınız bir varlığı anlamanız imkansızdır.
Sonuçta tüm bu düzeni de o kurmuşsa eğer, kurduğu düzenden yola çıkıp onu anlamak gerekir değil mi? Allah akıl vermiş, kullanın. Yoksa kullananların kölesi haline gelirsiniz. Sizi bu sefer çok uzun tuttum, kusura bakmayın lütfen. Konu çok derinde, en fazla bu kadar sadeleştirebildim. İzlediğiniz için hepinize teşekkür ederim. İçerik size faydalı olduysa beğenmeyi ve çevrenizle paylaşmayı ve kanala abone olmayı lütfen unutmayın.
Bir sonraki videoda görüşene kadar kendinize iyi bakın.
The words are the caption track's own and nothing is reworded or re-transcribed. Paragraph breaks are placed between sentences so the text reads as prose.
Free tools for your own script. No signup, no login.
Paste your draft and see where viewers are likely to drop off, with a rewrite for each weak line.
Paste the first 30 seconds of your own draft for a hook score and rewrites.
Check your draft against YouTube's advertiser-friendly guidelines before you record it.
Read this channel's public videos and transcripts, and download a writing brief for it.